Su Savaşları Başlarken Fırat ve Dicle’nin Önemi

Paylaş

Son yıllarda Türkiye’de etkili olan kuraklığa karşı çözüm için arayışlar sürüyor. Türkiye, Fırat ve Dicle için eylem planı hazırladı.

Türkiye’nin karşı karşıya olduğu kuraklık ve su krizinde en önemli başlıklardan biri de Sınır Aşan Sular Sözleşmesi ve Türkiye’den doğup sınırları aşan Fırat ve Dicle ırmaklarının suyunun kullanımı. Yalnızca içme suyu ve tarım sulaması değil, enerji üretimi açısından da çok önemli iki ırmaktan söz ediyoruz. Çok pahalı bir yöntem olan deniz suyunun arıtılması konuşulsa da Türkiye önünde sonunda bu iki ırmak havzasını Orta Anadolu’ya ve Batı’ya aktarmak durumunda kalacak. O zaman da sınır aşan sular, yeni açılımlar ve uluslararası mücadeleler gündeme gelecek. Konuyu farklı boyutlarda irdelemekte yarar var.

Havzalar Kuruyor

Yapılan gözlem ve incelemelerde çarpıcı biçimde görülüyor ki Ergene Havzası; Meriç, Küçük Menderes, Büyük Menderes ırmakları kuruyor. Yakında İzmir de susuz kalacak. Sakarya, Kızılırmak gibi ırmaklar da kurumasa bile kimyasal ve evsel atıklar ile bilinçsiz kullanım sonucu kirleniyor. Bu; küresel ısınma, kuraklık ve çölleşme ile birlikte temiz suya olan gereksinimi, yani su güvenliğini her geçen gün daha da artırıyor. Su krizini ivedi olarak aşabilmek için deniz suyunun arıtılması dahil birçok yöntem gündeme getirilse de deniz suyunu arıtmanın pahalı olması, elde edilen suyun verimsiz olması ve iletim hatlarına yapılacak yatırımla çok gerçekçi ve kalıcı çözüm olarak görülmüyor. Uzmanlar zaman zaman en az yüz yıl daha akacağı hesaplanan Fırat ve Dicle havzalarından batıya su taşınması modelini ortaya koyuyor. Bu da tabi çok ucuz bir operasyon değil. Bunun maliyetinin 50-60 milyar $’ı bulabileceği belirtiliyor.

Sınır Aşan Sular Ulusal Güvenlik Sorunu

Türkiye’nin ulusal güvenliğinin anayasası olarak kabul edilen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde (MGSB); çevre kirliliği, iklim değişikliği, küresel ısınma, ozon katmanının delinmesi, asit yağmurları, ormanların azalması, sel, çölleşme, kıtlık, biyolojik çeşitliliğin azalması, deniz seviyelerinde değişimle birlikte çok önemli bir konu olan sınır aşan sular sorunu var ki işte bu konu hemen geçmişte de Irak ve Suriye ile kriz yaşadığımız Fırat ve Dicle ırmaklarını düşündürüyor. İran’ı da buna eklersek Fırat ve Dicle havzasının yönetimi bu üç komşumuzu da yakından ilgilendiriyor.

Sınır Aşan Sular Eylem Planı Hazırlandı

İklim kriziyle birlikte akarsu rejimleri de değiştiği için suyun kullanımı ve paylaşımı konusu ulusal güvenlik sorunları arasında sayılıyor. Sınır aşan sularla ilgili MGSB’de önemli bir başlık ve ilgili birimlerle birlikte Çevre Şehircilik Bakanlığının bir eylem planı var. Bu eylem planının yaşama geçirilmesi ve bir an önce uygulanması gerekiyor. İçinde bulunduğumuz yüzyılın ve coğrafyanın en önemli sorunlarından biri de gıda ve su güvenliği, temiz su kaynaklarına ulaşım, tatlı su kaynaklarının yönetimi ve tahsisidir. Bu su kaynaklarının önemli bölümü sınır aşan nitelikte olduğundan ve birden çok ülkenin siyasi sınırlarını aştığından, sorunun çözümü de bir hayli karmaşık durum alıyor. Bu alan da yakın zamanda bir mücadele sahasına dönüşecek. Hatta su savaşları konuşulmaya başlandı bile.

Karmaşık Coğrafya: Orta Doğu

İlk kardeş kavgasının yaşandığı, ilk tohumun düştüğü yer olan Mezopotamya ve Orta Doğu’da önümüzdeki süreçte bu su savaşlarından payını fazlasıyla alacak gibi görünüyor. Petrol kavgası zaten uzun süre önce başlamıştı. Sınır aşan yüzey ve yer altı su kaynaklarının yönetimi ve iki veya daha çok ülke arasında tahsisi açısından en güç bölgelerden biri olarak görülen Orta Doğu, doğal su kaynaklarının kısıtlarına ek olarak, hızla artan ve yer değiştiren nüfus, dengesiz ekonomik kalkınma, düzensiz dağılan ve sınırlı miktarda su arzı, iklim değişikliği ve değişkenliğinin olumsuz etkileriyle yeni krizlere aday görünüyor. Bir de bölgede küresel güçler ve büyük devletlerce kullanılan terör grupları ve proxy’leri de hesaba kattığınızda sorun daha karmaşık bir durum alıyor. Bölgedeki suyun yaklaşık %60’ı uluslararası sınırların ötesine akarak kaynak yönetimini güçleştiriyor.

Fırat-Dicle Havzası

Sınır aşan su sorunları, 3 büyük kıyıdaş devlet olan Türkiye, Suriye ve Irak’ın Fırat-Dicle havzasında büyük su ve toprak kaynakları geliştirme projeleri başlatmasıyla bölgesel politikanın bir parçası olmaya başladı. Bu bağlamda, 1960’ların başında büyük ölçekli barajlar ve sulama sistemleri başlatıldı. Bu eşgüdümsüz ulusal su geliştirme projelerinin rekabetçi doğası nedeniyle, sınır aşan su kullanımları konusunda anlaşmazlıklar ortaya çıktı ve kıyıdaş devletler anlaşmazlıklarını diplomatik müzakereler yoluyla çözmeye yöneldi. Ulusal su geliştirme projeleri ilerledikçe, ırmak havzası boyunca su arzı ve talebi arasında uyumsuzluklar ortaya çıktı. Kıyıdaş devletler arasında su paylaşımı konusunda sıcak bir çatışma rapor edilmese bile, örtülü bir savaşın olduğu da duyumsanıyor. Fırat-Dicle havzası; hem jeopolitik, hem hukuki, hem de ekonomik boyutları olan karmaşık bir konudur. Bu sorun, Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) çerçevesinde Fırat ve Dicle ırmakları üzerindeki baraj ve sulama yatırımlarını artırmasıyla özellikle 1980’lerden başlayarak uluslararası bir gündem durumuna geldi. Türkiye, Fırat ve Dicle ırmaklarını, “uluslararası akarsu” olarak değil, “sınır aşan sular” olarak tanımlıyor. Bu ayrım önemlidir çünkü Türkiye’ye göre bu ırmakalr tek bir ülkenin toprağında doğup başka ülkelere geçtiği için “ortak mülkiyet” sayılmaz. Türkiye, bu çerçevede her kıyıdaş ülkenin kendi sınırları içindeki su kaynaklarını “egemenlik hakkı” çerçevesinde geliştirme hakkı olduğunu savunuyor. Temel ilke olarak da su kaynaklarının hakkaniyete dayalı, makul ve karşılıklı yarar temelinde kullanılmasını istiyor.

Su Paylaşımı ve Barajlar

Fırat ve Dicle ırmakları; kaynağını Türkiye’den alır. Fırat’ın %88’i, Dicle’nin %50’si Türkiye topraklarından doğar. Bu iki ırmak birleşerek Suriye ve Irak üzerinden Basra Körfezi’ne ulaşır. Suriye ve Irak, Türkiye’nin GAP kapsamındaki baraj projelerinin (özellikle Atatürk Barajı) su miktarını azalttığını ileri sürmektedir. Türkiye ise suyun kesilmediğini, yalnızca depolama ve düzenleme amaçlı kullanıldığını savunur. Üç ülke arasında uzun yıllardır kalıcı bir üçlü su anlaşması yapılmadığı gibi Suriye Savaşı ve yönetim değişikliği nedeniyle şu an karşısında seçilmiş meşru bir yönetim de bulunmamaktadır. Her ülke kendi ulusal çıkarları doğrultusunda farklı projeler geliştirdi. Kuraklık, iklim değişikliği, nüfus artışı, savaşlar, krizler, göçler, altyapının çökmesi gibi etkenler bölgedeki su gerilimini artırdı.

Türkiye’nin Üç Aşamalı Planı

Türkiye, 1980’lerden başlayark “üç aşamalı plan” önermiştir:

1. Envanter oluşturma: Irmakların debisi, su potansiyeli, tarım alanları, iklim verileri gibi bilgilerin ortak toplanması,

2. Gereksinim belirlenmesi: Her ülkenin su gereksiniminin bilimsel verilerle belirlenmesi ve

3. Hakkaniyetli tahsis: Bu verilere dayanarak adil bir paylaşım planının yapılması.

Türkiye, eşit ve hakkaniyetli kullanım, sınıraşan zararın önlenmesi, ortak projelerle karşılıklı yarar ilkesini benimsemiş; geçmişte bu yönde Suriye ve Irak yönetimleri ile adımlar atmıştır. 2008-2011 arasında Türkiye, Suriye ve Irak ile çeşitli üçlü toplantılar gerçekleştirmiştir. 2009’da Türkiye-Suriye arasında “Stratejik İşbirliği Konseyi” kurulmuş, su yönetimi dahil birçok alanda ortak mekanizma oluşturulmuştur. Ancak 2011’de Suriye İç Savaşı başlayınca süreç sekteye uğramıştır. Irak’la da zaman zaman “su diplomasisi heyetleri” görüşmeler yapmış, son yıllarda veri paylaşımı ve erken uyarı sistemleri üzerine çalışılmıştır.

Güncel Durum Nasıl?

Türkiye, iklim değişikliğinin etkilerini de göz önünde tutarak su yönetiminde bütünleşmiş havza yaklaşımına geçmiştir. Tarımda su tasarrufu, çağdaş sulama sistemleri, hidroelektrik dengesi konularında yeni politikalar uygulanmaktadır. Ankara, komşularıyla su sorununu çatışma değil, işbirliği alanı olarak ele alma yönündeki diplomatik çabalarını sürdürmeye özen gösteriyor.

Terör Boyutu ve Vizyon

Fırat-Dicle Su Havzası konusu, yalnızca su politikası değil, aynı zamanda güvenlik, terörle mücadele ve bölgesel jeopolitik açısından da Türkiye’nin stratejik gündeminin merkezinde yer alıyor. Türkiye’nin Terörsüz Türkiye yaklaşımıyla da ilişkisi şu an tartışılmasa da yakında gündeme gelecektir. Bölgede PKK/YPG-SDG yapılanmasına karşı yürütülen mücadele yalnızca askeri değil, siyasi, sosyoekonomik ve bölgesel denge ekseninde ele alınıyor. Bu bağlamda Fırat ve Dicle ırmakları, su güvenliği, sınır güvenliği ve enerji güvenliği üçgeninin tam ortasındadır. GAP yalnızca bir kalkınma projesi değil, aynı zamanda bölgesel istikrar ve terörle mücadele aracı olarak tasarlanmıştır. Bölgede istihdam, refah, eğitim ve tarım altyapısının gelişmesiyle terör örgütlerinin taban bulma zemini daraltılmıştır. Türkiye, Fırat-Dicle sularını sadece ekonomik değil jeopolitik denge unsuru olarak da kullanmaktan yanadır. Suyun adil ve rasyonel yönetimi, bölgedeki güç boşluklarının terör gruplarınca yönlendirilmesini önler.

YPG-SDG’nin Su Üzerinden Kurduğu Baskı

Suriye’nin kuzeyinde YPG denetimindeki bölgeler Fırat Irmağı’nın batı ve doğu kolları arasında yer alır. Bu nedenle örgüt, zaman zaman su kaynaklarını ve barajları denetleyerek politik baskı aracı olarak kullanma yoluna gitmiştir. Örneğin; Rakka dolayındaki; Tişrin ve Tabka barajları örgütün eline geçtiğinde, örgüt hem enerji üretimi hem de su akışını kontrol etmeye çalıştı. Bu durum, zaman zaman Türkiye’nin Fırat alt havzasına su akışı üzerinde dolaylı etki yarattı. Ayrıca örgüt, yerel halka karşı da suyu bir yönetim ve baskı aracı olarak kullandı. Bu nedenle Türkiye açısından YPG-PYD yalnızca bir güvenlik tehdidi değil, aynı zamanda su güvenliği riski olarak da görülüyor.

Çok Boyutlu ve Çok Katmanlı Mücadele

Türkiye’nin bu konuda geliştirdiği strateji çok boyutlu ve çok katmanlı bir biçimde ilerlemektedir. Türkiye, Fırat Kalkanı (2016) ve Barış Pınarı (2019) operasyonlarıyla Fırat Irmağı hattında güvenlik kuşağı oluşturdu. Bu operasyonlar, YPG’nin barajlar ve su altyapısı üzerinde tam denetim kurmasını engelledi. Ankara, su konusunu Şam, Bağdat ve Erbil yönetimleriyle görüşmelerde gündeme getiriyor. Su paylaşımı değil, “su yönetimi” odaklı bir işbirliği arayışı var. Türkiye, YPG’nin bölgede nüfuz alanını genişletmesini ve hâkimiyet kurmasını önlemek için yasal oyuncularla teknik işbirliğini güçlendirmeye çalışıyor. GAP Bölgesi’ndeki kalkınmanın hızlandırılmasıyla, güney sınırında terör örgütlerinin sömürdüğü ekonomik taban daraltılacak. Tarımsal üretim, istihdam ve su verimliliği projeleri bu çerçevede terörle mücadele politikasının bir parçası. Sonuç olarak; Türkiye, Terörsüz Türkiye Vizyonu kapsamında vatandaşlarına kültürel veya idari haklar tanısa da Fırat-Dicle havzası üzerindeki egemenlik haklarını asla yitirmemeli. Küresel güçlerin dayatacağı federatif veya egemenlik paylaşımını da içeren bir model asla kabul edilmeyecek. Bu olursa güvenlik parametrelerinden biri daha ihlal edilmiş ve Türkiye su kaynakları dahil stratejik araçların denetiminde bir parametreyi daha yitirmiş olur.

Kaynak

HaberTürk

Berat Aydın

1992'de Bursa'da doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Bursa'da tamamlayıp yüksek öğrenim için İstanbul Üniversitesi Coğrafya Bölümü'nü tercih ettim. Burada tanıştığımız arkadaşlarımızla Ekopangea'yı kurduk ve geliştirmeye çalışıyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir